Gelecek kaygisi, rizik, emanet, sabir ve tevekkul ekseninde Kuran'in insan kalbini yeniden yerli yerine koydugu basliklardan biridir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ
Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke'deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kabe)dir.
96- Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’de bulunan, mübarek ve âlemlere hidâyet olan (Kabe) dir. 97- Orada apaçık alâmetler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin o Evi hac etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz ki Allah âlemlere muhtaç değildir. 96-97. Yüce Allah Beyt-i Haramının azametini ve onun, Yüce
Bakara Suresi
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ ۗ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!
Bu pasaj, hayatın bir imtihan alanı olduğunu kabul etmeyi, musibet anındaki 'istikrac' (Allah'a aidiyet) duruşunu ve bunun neticesindeki ilahi ikramı bir zincir halinde sunar. Tek bir ayetin ötesinde, sürecin tamamını açıklar.
Tevbe
قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا ۚ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."
Hayatta karşılaşılan her şeyin ilahi takdir dahilinde olduğu ve bu bilinçle tevekkül edilmesi gerektiği hatırlatılır.
Fussilet
إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
"Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin."
Bu pasaj, iman sozunun istikametle tamamlandigini ve Allah yolunda sebat eden kalbin korku-huzun karsisinda ilahi teselliyle desteklendigini anlatir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ (Maryam), 39. Ayet
وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
(Ey Muhammed!) İnsanların pişmanlık duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
Sen, onları hasret günü ile korkut. O gün, onlar gaflet içinde inanmamakta iken, iş bitirilmiş olur.
سُورَةُ النَّازِعَاتِ (An-Naazi'aat), 8. Ayet
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
Yürekler vardır, o gün kaygıdan hoplar.
1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek) lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki: “...