Sabir, sadece beklemek degil; musibet, ofke, kirginlik ve uzun imtihanlar icinde istikameti koruyabilmektir.
Bakara
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
Allah'ın sabredenlerle beraber olması ve imtihanların ardındaki ilahi hikmet vurgulanır. Sabır sadece katlanmak değil, bilinçli bir teslimiyet ve güvendir.
Kehf
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَاهُ لَا أَبْرَحُ حَتَّىٰ أَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِيَ حُقُبًا
Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahut senelerce gideceğim."
Bu uzun pasaj, insanin hemen anlayamadigi olaylarda hikmetin zamanla acilabilecegini ve bilginin sabirla birlikte olgunlasmasi gerektigini gosterir.
Hud
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ
Andolsun ki, vaktiyle Nuh'u da kavmine gönderdik, O, onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
Bu pasaj, hakikati uzun sure anlatip karsilik gorememek, kucumsenmek ve buna ragmen teblig ahlakini korumak temasini tasir.
سُورَةُ النِّسَاءِ (An-Nisaa), 28. Ayet
يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ ۚ وَخُلِقَ الْإِنْسَانُ ضَعِيفًا
Allah, din hususundaki ağır teklifleri sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan sabır ve tahammül bakımından zayıf yaratılmıştır.
26- Allah size açıkça bildirmek, sizi sizden öncekilerin yollarına iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 27- Allah tevbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler. 28- Allah sizden hafifletmek ister. Zaten insan zayıf yaratılmıştır. 26. Şanı Yüce Allah o büyük lütfu ve muazzam ihsanlarını, mü’min kullar...
سُورَةُ البَقَرَةِ (Al-Baqara), 177. Ayet
۞ لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا ۖ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ ۗ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.
177- Yüzlerinizi doğu ve batıya döndürmeniz iyilik (birr) değildir. Fakat asıl iyilik Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, Peygamberlere iman edenin; mala olan sevgisine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, ahitleşince ahitlerini yerine getirenlerin; sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenle...
سُورَةُ البَقَرَةِ (Al-Baqara), 250. Ayet
وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!"
246- Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar) ? Hani onlar peygamberlerine: “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. O da: “Ya savaş üzerinize farz kılınır da savaşmazsanız?” demişti. Onlar: “Allah yolunda neye savaşmayalım ki? Zira hem yurdumuzdan çıkarıldık hem de evlatlarımızdan edildik!” demişlerdi. Fakat onlara savaş farz kılındığı zaman içlerinden...